Bir parça ucuz, bin emek ziyan!

A

Admin

Yönetici
Yönetici
[FONT=Times New Roman, serif]Nihat AK-EGETELGRAF GAZETESİ/ [/FONT][FONT=Times New Roman, serif]Çin merkezli dijital alışveriş platformların agresif yükselişi, dünya genelinde sınır ticaretine yeni kurallar dayatıyor. Avrupa Birliği, 150 Euro’luk muafiyet sınırını 2028'e kadar kaldırmayı planlarken, Türkiye’de de 30 Euro’luk limitin sıfırlanması gündemde. KDV, ÖTV ve diğer vergi kalemleriyle birlikte ithal ürünlerin fiyatı kanatlanacak. Bu adımın yerli üreticiyi ve dar gelirliyi nasıl etkileyeceği netlik kazanabilmiş değil! Konuyu Ege Telgraf’a değerlendiren uzmanlara göre çözüm basit ama cesaret istiyor. [/FONT]

[FONT=Times New Roman, serif]UCUZUN GİZLİ BEDELİ[/FONT]​


[FONT=Times New Roman, serif]Vicdanlı bir piyasanın kurgulanması gerektiğini belirten İzmir Terziler ve Konfeksiyoncular Odası Başkanı Mustafa Güvenli, “Hazır giyim, tekstil ve konfeksiyon sektöründe online platformlar adeta yağmur gibi ürün yağıyor. Ucuz mu? Evet. Kaliteli mi? Orası meçhul. Kimi ürün idare ediyor, kimi daha ilk yıkamada tükeniyor. Ama alım gücü düşmüş vatandaşa kaliteyi değil, artık sadece etiketi soruyorsun: Kaç lira?[/FONT]

Mustafa Güvenli 07-1


[FONT=Times New Roman, serif]Dar gelirli haklı olarak cebine bakıyor. Online platformda 60 liraya gördüğü ürünün benzerini çarşıda pazarda 100 liraya görünce haliyle tercihini dijitalden yana kullanıyor. Bu da yerli üretimi, atölyeyi, esnafı ve işçiyi yavaş yavaş diz çöktürüyor. Bizim yüksek SGK primimiz, elektriğimiz, kiramız, personel giderimiz, vergi yükümüz ortada. Bu şartlarda üretmek değil, ayakta kalmak bile mücadele gerektiriyor. Birçok küçük esnaf, artık üretim yapmak yerine Çin’den, Mısır’dan ürün getirip satmak zorunda kalıyor. Çünkü kendi diktiği, kendi dokuduğu ürün, maliyetinden ötürü rafına bile çıkamıyor. Biz bu piyasanın düzelmesi için yetkililere bir değil, bin kere seslendik. Ama sağır duvarlara konuşuyor gibiyiz. Dinler gibi yapıyorlar ama gereğini yapan yok. Can suyu kredi taleplerimiz karşılıksız kaldı. Kalitesiz ve ucuz ürüne yönelen tüketiciye kızmalı mıyız, yoksa o tüketicinin yerli ürünü tercih edebileceği bir sistem kurmalı mıyız? Belki de artık sadece ucuz değil, vicdanlı bir piyasa kurmalıyız. Kuramadığımız takdirde şimdiden başlayan kara kış endişemiz daha da büyür” dedi. [/FONT]

[FONT=Times New Roman, serif]YERLİ ÜRET, SAT, TÜKET[/FONT]​


[FONT=Times New Roman, serif]A’dan Z’ye birçok ürünün, online platformlarda esnafın sattığından daha ucuza alıcı bulduğunu vurgulayan İzmir İnşaat Malzemecileri Odası Başkanı Cumhur Taşdelen, “Büyük fabrikalar, dev üreticiler, kendi isimlerini gizleyerek, bir tabela şirketi kurup o ürünleri doğrudan online pazara sürüyor. Hem de bayilik sistemini by-pass ederek…[/FONT]

Cumhur Taşdelen-4


[FONT=Times New Roman, serif]Biz sorduğumuzda ‘Biz yapmıyoruz, şu satıyor, bu dağıtıyor…’ cevabını veriyorlar. Fiyatı kıran da onlar, piyasayı bozan da. Bugün yabancının ürettiği ürünü birkaç kuruş ucuza almak tüketiciye cazip gelebilir ama yarın o ürünü satacak yerli esnaf kalmazsa kim kazançlı çıkacak? Yabancıların yönettiği bu sistem küçük esnafı ve yerel işletmeleri sessizce eritiyor. Çivisini bizden alan ustanın, bir gün sadece ekran başında sipariş vermesi, mahalle arasındaki nalburun kepenk kapatması demek. Ucuza satılan her ürün, aslında yerli üretim ve dağıtım zincirine atılan bir çentiktir. Yerli üretici ve esnaf olarak bizim de sahaya inmemiz, kendi online alışveriş platformlarımızı kurmamız gerekiyor. Tüketiciye yerli olanı tercih edebileceği fırsatlar sunmalıyız. Milliyetçi üretim, milliyetçi tüketim bir tercihten öte; geleceğimizi korumak demektir. Yerli malı demek, bağımsızlık demek. Bir çuval çimento, bir vida, bir çekiç… Bazen sadece satılan bir ürün değil, yerli ekonominin ayakta kalma sebebidir” ifadelerini kullandı.[/FONT]

‘[FONT=Times New Roman, serif]ÇÖZÜM CESARETTE’[/FONT]


Murat Kartalkaya 3-1


[FONT=Times New Roman, serif]Piyasadaki sorunun üstenci bir bakışla değil detaylı bir yaklaşımla çözüme kavuşturulmasına ihtiyaç olduğunu belirten ekonomist Murat Kartalkaya, “Türkiye’de dar gelirlinin maaşı kâğıt üzerinde artıyor ama markette, tezgahta, sepette bu artışın bir karşılığı kalmadı. 2024’te 17 bin TL olan net asgari ücret, yıl içinde alım gücü kaybına uğradı. 2025’te yüzde 30 zamla 22 bin TL’ye çıktı; fakat sadece 7 ayda farklı hesaplamalara göre 4 ila 7 bin TL eridi. Temel gıdadaki alım gücü kaybı son 5 yılda büyük artış gösterdi. Yani maaşlar büyüyor gibi görünüyor; fakat cüzdan küçülüyor. Bu erime, tüketicinin tercihlerini kökünden değiştirdi. Bir dönem ‘Üç kuruş fazla olsun, yerli alayım’ diyen yurttaş, artık ‘Nereden olursa olsun, yeter ki ucuz olsun’ noktasına geldi. Çin, Hindistan, Tayvan gibi ülkelerden gelen mallar, artık yalnızca ucuz değil; kalite açısından da rekabetçi. Çin’in ihracat kalite endeksleri son 10 yılda yüzde 23 arttı. Üstelik online alışveriş siteleri, bu ürünleri doğrudan tüketiciyle buluşturuyor; ne prosedür, ne aracı kalıyor. Buna karşılık, Türkiye’de yerli üretici ayakta kalabilmek için maliyetle boğuşuyor. 2025 Temmuz itibarıyla enflasyon yüzde 33,5. Enerji fiyatları, hammadde ve işçilik giderleri yüzde 20-30 bandında arttı. Üretici, fiyatları düşük tutmak için gramaj düşürüyor, sac inceltiyor, bakırı plastiğe çeviriyor. Kalite eriyor; güven azalıyor. Devlet, ithalata yüksek vergi koyarak yerliyi koruyacağını sanıyor. Ancak bu yöntem, hem tüketiciyi hem esnafı cezalandırıyor. İthal ürün pahalılaşıyor ama yerli ürün hâlâ ulaşılmaz. Çünkü sorun, gümrükte değil: Alım gücünde. Çünkü sorun, ithalatçıda değil: Üretim maliyetlerinde. Çözüm basit ama cesaret ister: Tüketicinin alım gücünü artıracak, yerli üreticinin yükünü azaltacak, esnafı ve sanayiciyi algoritmalara ezdirmeyecek adımlar şart. Teşvik sadece sözle değil; faturada, bordroda, rafta hissedilmeli. Çünkü bir ülkenin gerçek kalkınması, ucuz ithalatla değil, güçlü ve sürdürülebilir yerli üretimle mümkündür” diye konuştu.[/FONT]
 
Geri
Üst